Göz Kapağı Estetiği sadece görünüm için mi yoksa görme kalitesi için mi?

Son yıllarda estetik anlayışında belirgin bir dönüşüm yaşanıyor. Abartılı değişimlerin yerini, daha doğal, dinlenmiş ve fark edilmesi zor dokunuşlar alıyor. Sessiz lüks olarak adlandırılan bu yaklaşımda kişiler, ameliyat olduklarının anlaşılmadığı, yüz ifadesini koruyan operasyonlara yöneliyor. Özellikle göz çevresinde ortaya çıkan yorgun ve düşük kapak görünümü, hem estetik hem de fonksiyonel açıdan en sık dile getirilen şikayetler arasında yer alıyor.
Batıgöz Sağlık Grubu Balçova Cerrahi Tıp Merkezi Göz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. İsmail Diri, göz kapağı estetiğinin (blefaroplasti) yalnızca kozmetik bir işlem olarak görülmemesi gerektiğini belirterek, bazı durumlarda görme kalitesini doğrudan etkileyen tıbbi bir ihtiyaç haline gelebildiğine dikkat çekiyor.
Göz Kapağı Düşüklüğü Görme Alanını Daraltabilir
Op. Dr. İsmail Diri, üst göz kapağındaki deri fazlalığının zamanla sadece estetik bir sorun olmaktan çıkabileceğini vurguluyor:
“Yaşla birlikte göz kapağı derisinde gevşeme ve sarkma meydana gelebilir. Bazı hastalarda bu durum, üst görme alanını kısmen kapatarak kişinin günlük yaşam konforunu ve görme kalitesini olumsuz etkileyebilir. Bu noktada blefaroplasti, fonksiyonel değerlendirme gerektiren bir operasyon haline gelebilir.”
Özellikle kitap okurken, araç kullanırken veya uzun süre ekrana bakarken kaş kaldırma ihtiyacı hisseden kişilerde kapak düşüklüğü fonksiyonel açıdan değerlendirilebiliyor.

Yorgun Bakış Şikayeti Neden Bu Kadar Yaygınlaştı?
Dijital ekran kullanımının artması, uyku düzensizlikleri ve yaşlanmaya bağlı doku değişimleri göz çevresini yüzün en hızlı etkilenen bölgelerinden biri haline getiriyor. Sosyal medyada yorgun bakış, dinlenmiş görünüm ve doğal gençleşme aramalarının artması da bu farkındalığın artış gösterdiğinin belirtisidir.
Op. Dr. İsmail Diri’ye göre birçok kişi aynaya baktığında kendini olduğundan daha yorgun göründüğünü ifade ediyor:
“Göz kapağındaki deri fazlalığı ve torbalanma, kişinin dinç olsa bile yorgun görünmesine neden olabilir. Ancak her göz çevresi değişimi cerrahi gerektirir anlamına gelmez. Öncelikle detaylı bir göz muayenesi ile fonksiyonel ihtiyaç olup olmadığı değerlendirilmelidir.”
Doğal Sonuç Beklentisi Ön Planda
Estetik yaklaşımlardaki değişim, blefaroplasti planlamasını da etkiliyor. Günümüzde hastaların büyük çoğunluğu, yüz ifadesini değiştirmeyen ve çevre tarafından fark edilmeyen sonuçlar talep ediyor.
Op. Dr. İsmail Diri bu değişimi şu sözlerle özetliyor: “Güncel yaklaşımda amaç; hastanın mimiklerini koruyan, göz çevresini daha dinlenmiş gösteren ve doğal anatomiyi bozmayan sonuçlar elde etmektir. Kişiye özel planlama bu nedenle önemlidir.”
Blefaroplasti Kişiye Özel Değerlendirme ile Planlanmalıdır
Göz kapağı operasyonları (blefaroplasti), günümüzde sadece estetik bir müdahale değil, aynı zamanda görme kalitesini ve göz konforunu artırmaya yönelik fonksiyonel bir yaklaşımdır.
Op. Dr. İsmail Diri, göz kapaklarının anatomik yapısının, göz yüzeyini koruma ve görme alanını açık tutma gibi hayati görevleri olduğunu belirtmektedir.
Göz kapağı muayenesi ve değerlendirme süreci şu odak noktalarıyla ele alınır:
- Üst Kapak Yapısı: Üst göz kapağındaki deri miktarının, göz kapağının doğal hareketlerini ve görme aksını etkileyip etkilemediği incelenir.
- Görme Alanı Analizi: Deri fazlalığının, kişinin periferik görme alanında bir daralmaya yol açıp açmadığı fonksiyonel testlerle belirlenir.
- Doku Elastikiyeti: Göz çevresindeki yağ yastıkçıklarının ve kas yapısının bütünlüğü, bölgedeki torbalanma veya çökme şikayetlerinin anatomik kaynağını belirlemek için değerlendirilir.
- Kas Yorgunluğu: Gün içinde göz kapaklarını açık tutmak için alın ve kaş kaslarının aşırı kullanımı, hekim tarafından klinik olarak gözlemlenmesi gereken bir bulgudur.
Op. Dr. İsmail Diri, göz kapağı estetiğinin hem estetik hem de fonksiyonel yönü olan bir işlem olduğunu vurgulayarak sözlerini şöyle tamamlıyor:
“Blefaroplasti doğru hastada uygulandığında hem görme konforunu hem de göz çevresinin daha dinlenmiş görünmesini destekleyebilir. Ancak en doğru yaklaşım, her hastanın ihtiyacının bireysel olarak değerlendirilmesi ve işlemin tıbbi gereklilik çerçevesinde planlanmasıdır.”






