Psikiyatri – Ruh Sağlığı

Kilonun Psikolojimize Etkileri

Uzun zamandır önemle üzerinde durulan konulardan biri de fazla kilolardır. Fazla kilo ister psikolojik ister fizyolojik kökenli olsun insanlar üzerinde duygudurum değişikliklerine de yol açar.

Uzm. Psk. İpek Erdoğan Şerefoğlu
Uzm. Psk. İpek Erdoğan Şerefoğlu

Fazla kilolu kişilerin yaşadığı psikolojik zorlanmalar nelerdir? Öncelikle diğer insanların tepkileri acımasız olabiliyor. Bir tanıdıkla karşılaşıldığında ilk söylenen şeyin “Aa kilo mu aldın?” ya da “Şu kilolarından kurtulmalısın” gibi cümleler olması, beğenilen istenen bir kıyafetin uygun/büyük bedeninin olmaması veya giyildiğinde o bedende düzgün durmaması; sonuç olarak hüsranla biten alışveriş maceraları, insanların küçümser/alaycı bakışları, sürekli kilo verme yönünde tavsiyelerde bulunulması (şu diyeti yap, şu uzman git vs) okul, iş gibi sosyal ortamlarda dışlanma, alay edilme, aileden eşten gelen kilo ver baskısı, rahat hareket edememenin/ bedensel kısıtlanmanın yarattığı olumsuz duygular… Bunların beraberinde getirdiği özgüvende düşüş, kendini çirkin, yetersiz hissetme, insanlardan uzaklaşma, iş-okul performansında düşüş, evden çıkmak istememe, eş ile ilişkilerin bozulması, fazla kilonun beraberinde getirdiği fiziksel hastalıklarla baş etme, yemek yedikten sonra yaşanan pişmanlık ve kendine duyduğu öfke, kaygı, depresyon gibi psikolojik hastalıklara yol açar.

Kilo problemi fizyolojik bir sorunun neticesinde oluştuysa (tiroid, diyabet vb.) bu durumlara çaresizlik duygusu da eşlik eder. Fazla yemek yemek ya da hareketsiz olmayla bağlantılı olmayan kilo problemi diğer insanların fizyolojik sorunu bilmeyip onu çok yemek yiyen ve hareketsiz biri olarak nitelendirmeleri daha da üzücü ve yıpratıcı olur. 

Bunun dışında yemek yemenin psikolojik bir boyutu da var. Yemek yemek fiziksel bir iştir ancak aynı zamanda duygusaldır da. Bazı kişiler yemek yedikçe mutlu olduklarını söylerler. Stresli zamanlarında yemek yemeye yönelirler, iştahları artar. Yemek yemek aslında altında yatan problemlerin baskılanmasını barındırır. Stresörlerle baş edemeyen kişilerde yemek yiyerek rahatlama, kaçma kaçınma davranışı olarak yemek yemeyi kullanma ve bazı yüksek kalorili yiyeceklerin mutluluk verici hormonların salgılanmasını arttırması gibi nedenler de bireyin hızlı kilo artışına sebep olmaktadır. Bazı kişiler duygusal ve psikolojik bazı doyumsuzluklarını farkında olmadan fiziksel doygunlukla giderebilmektedir. Yapılan araştırmaların sonucunda kilo problemi yaşayan kişilerin,    çocukluklarında stresle baş etme şekli olarak yemeyi öğrendikleri ,daha pasif kaldıkları, bağımlılığa yatkın oldukları (kişi-yiyecek vb), çoğunlukla anne sütü alma döneminin ortalamadan sapma gösterdiği bulunmuştur. Ayrıca annenin çocuğa sürekli yemek yedirmesi, zorla yedirmesi, yüksek kalorili yiyeceklerle beslemesi de ileride çocuğun kilo problem yaşamasında etkendir.

Bu kişiler diyet yaptıklarında depresif duygu duruma girerler. Kendilerini mutsuz, gergin hissederler. Bu kişiler kilo verme sürecinde veya yemek yemeyi durduramama durumunda psikolojik destek de almalıdır. Aksi taktirde kilo verseler bile kalıcı olmayacak bir süre sonra eski yemek düzenlerine geri dönüp kiloyu geriye alacaklardır. 

Yediği şeylerin kilo aldırdığına, kilo veremeyeceğine inanan, bunu sürekli dile getiren kişiler zihinlerine bunu yerleştirdikleri için daha kolay kilo alır ve çok daha zor kilo verirler.

Güzel ve yakışıklı olmak için kilolu olmamak hatta zayıf olmak gereklidir gibi bir algı oluşturulmuş durumdadır. Bu nedenle kilo vermek sağlık için olmaktan ziyade güzel görünmek için yapılan bir şey haline geldi. Takıntılı şekilde kalori ve gram hesaplarının yapılması, denenen tehlikeli yöntemler (ilaç vb kullanma) uygun olmayan yanlış diyet uygulamaları ve anoreksiya nervoza ve bulimia nervoza gibi ölümle sonuçlanması muhtemel psikopatolojilere yakalanma oranları arttı. Kilo vermek isteyen ya da kilo vermesi gereken kişilerin birçoğu bunun kısa sürede ve zorlanmadan olmasını istemektedir. Ancak böyle bir şey mümkün değildir.

Anoreksiya nervoza bir yeme bozukluğudur. Katı diyetlerle, yemek yemeyi çok azaltarak, ağır/yoğun spor programlarıyla kilo verirler ancak kilo verilişi kontrolden çıkar ve beden algıları bozulur. Çok kilo vermelerine rağmen, kendilerini kilolu görürler, çok zayıfladın artık dur uyarısı alırlar ama hiç bu uyarıları dikkate almazlar, yoğun bir kilo alma kaygısı yaşamaktadırlar. Çok kilo kaybetme ve gerekli besinlerin alınmaması sonucunda tüm organlarda problemler baş göstermeye başlar. Anoreksiya nervozanın tedavisine zamanında başlanmazsa, ölümle sonuçlanır. 

Bulimia nervoza da bir yeme bozukluğudur. Anoreksiya nervozaya benzer. Aradaki fark:  Yeme nöbetlerinin olmasıdır. Kontrolsüzce, kısa sürede, yalnızken, çok miktarda, kalorisi yüksek yiyecekler tüketirler. Bu tıkanırcasına yeme sonrasında kendinden tiksinme, utanç gibi duygular yaşarlar ve yediklerini kusarak çıkarmak, kurtulmak yoluna giderler.

Yeme bozuklukları toplumda manken hastalığı olarak anılmaktaydı. Dış görünüşün çok önemli olduğu mesleklere sahip genç bayanlarda görüldüğü belirtilirdi. Ancak artık her meslekte, hem kadınlarda daha az olmakla birlikte hem de erkeklerde görülmektedir. Ergenlik ve yetişkinliğin başlangıç dönemleri kritik dönemlerdir.

Kısaca; yemek yemek, kilolu olmak ve kilo verme süreci psikolojik örüntülere sahiptir. Yemek yerken hissettiklerimiz, hangi duyguyla nasıl yemek yediğimiz, yemeğe yüklediğimiz anlam, kilolu isek yaşadığımız zorluklar, kilo verme sürecine girdiğimizde sahip olduğumuz duygu ve düşünceler,  kilo verilemiyorsa nedeninin ne olduğu konularında farkındalık kazanmak oldukça önemlidir. 

Kilo konusunda uzmanlardan yardım alınmalı, psikolojik boyutu da görmezden gelinmemelidir.

Daha Fazla Göster

Bir cevap yazın

Başa dön tuşu